MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Turkforum.NET - Anasayfa
 
 
 
Anasayfa
 
 
Arama:

Mustafa Kemal Atatürk
Anasayfa
Atatürk'ün Hayatı
Hatıraları
Atatürk'ün Ardından
Sözleri ve Çalışmaları
Diğer Konular
Resim Galerisi
Çoklu Ortam
---------------------------------------
SÖYLEV
---------------------------------------
Antlaşmalar
Atatürkçü Yazarlar
English Content
---------------------------------------
Ziyaretçi Defteri
Arama
Site Haritası
Bağlantılar
sag tik yasak
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Turkforum.NET MUSTAFA KEMAL ATATÜRK Turkforum.NET - Anasayfa
Anketler
Türkiye'nin iç ve dış tehdit altında olduğunu düşünüyor musunuz?
 
Çanakkale Savaşları gazi ve şehitlerine yeterince ilgi gösteriliyor mu?
 
Mutlu Bir Dalgınlık... -
Mutlu Bir Dalgınlık...
Savaşın sıkışık zamanlarında orduda bozgun yaratabilecek davranışları komutanların hemen o anda kendİ elleriyle ölümle cezalandırmaları bir görenektir. Birinci Cihan Savaşında gerekli gereksiz bu yola sapan bir komutan dile düşmüştü.

Bir gün Atatürk'ün sofrasında bu konu ele alınmış tartışılıyordu. Kendisi bu çareye hiç bir zaman baş vurmadığını, bu yola sapanların çoğunlukla beceriksiz duygusuz kişiler olduğunu söyleyerek:

- Bir kez, az kalsın birini öldürüyordum, fakat umulmadık bir unutkanlık beni bu kara lekeden kurtarmış oldu diyerek olayı anlattı:

Kurtuluş savaşının başında, herkesin kendini sonsuz birer baş saydığı o günlerde bir tanıdığının, hiç bir hoşgörürlükle bağışlanamayacak ağır, çok ağır bir suç işlediğini haber almış. O denli üzülmüş ve öfkelenmiş ki ne olursa olsun, o herifin cezasını kendi eliyle vermek için önüne geçilmez bir hırsa kapılmış. Hemen arabasına binerek suçlunun kırdaki evine koşmuş. Yolda giderken de, pantolunun arka cebinde duran tabancasını, kolay olsun diye paltosunun cebine aktarmış.

Arabayı uzaktan görüp tanıyan adam konuğu buyur etmek üzere evin kapısını açarken Ata da bahçe kapısından içeri giriyormuş. Hemen o anda tabancasını çekmek için elini arka cebine atmış, cebi boş!

Tabancanın yerini değiştirmiş bulunduğunu hatırlayıncaya dek adam işi anlamış, hemen geri dönerek arka pencereden atlamış ve o semtin bağları içinde görünmez olmuş.

Ata onu adaletle karşı karşıya bırakmaktan başka bir şey yapamadığını anlattıktan sonra sözününü şöyle bitirmişti:

-İşte elimi kana bulamak gibi bir kara lekeden beni bu mutlu dalgınlık kurtarmıştı.


Gazi,Paşa düşünceliydi,durgundu.Bir çiçek yığınının altında yatan annesinin... - Gazi,Paşa düşünceliydi,durgundu.Bir çiçek yığınının altında yatan annesinin
mezarına gelince, ellerini bağladı.Berabelerindekiler,Fevzi ve Karabekir Paşalar
birer fatiha okudular.Mustafa Kemal Paşa,mavi gözlerine çöken karanlığın
içinde bir süre sustu ve sonra konuşma ve annesine ait anılarını dile getirmeye
başaldı:


' Zavallı annem!.. Şimdi vücudu,bir zamanlar Türk Milletinin ideali haline gelmiş
kutsal İzmir'in topraklarında yatıyor.Ölüm,gerçeklerin en büyüğü!..
Doğanın insana kıyarak yasasını yürütmesi!.. Bunu hepimiz biliriz de,
üzüntüsünden yine de kurtulamayız! Burada yatan annem,zulmün,
zor kullanmanın ve bütün bir milleti keyfince yönetenlerin kurbanı olmuştur.
Bu düşüncemi açıklayabilmem için, izin verirseniz, ızdırapla yüklü hayatından
birkaç noktasını gözlerinizin önüne sereyim... '

' Abdülhamit dönemiydi... 1904 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak okulu bitirmiştim.
Hayata ilk adımımı atıyordum.Fakat bu adım,hayata değil zindana rastladı.
Beni aldılar ve keyfi yönetimin zindanına attılar.
Annem, ancak zindandan kurtulduktan sonra başıma geleni haber alabildi.
Hemen beni görmeye koştu ve İstanbul'a geldi. '

' Fakat,İstanbul'da kendisiyle ancak dört beş gün görüşebildik.
Çünkü istibdat yönetiminin cellatları,casusları,hafiyeleri evimizi sarmış
ve beni alıp götürmüşlerdi.Annem peşimden koşuyordu.
Görüşmemiz yasaklanmıştı.Beni menfaya (sürgüne) götürülücek vapura bindirilmiştim.
Anacığım,gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında taşların üstünde dövünüyor,kahroluyordu...
Menfada geçirdiğim yılları anam ızdırap ve gözyaşları içinde tüketmiştir. '

' Şimdi başka bir noktayı anlatacağım.Mütareke yıllarında,kurtuluş kavgamıza
başlamak için Anadolu'ya geçmiştim.Annemi beraberimde götüremezdim.
O, İstanbul'da kalmıştı.Yanında sürekli olarak kalan bir adamım vardı.
Onu da Anadolu'ya götürmüştüm. Erzrum'dan, bu adamı anneme gönderdiğim zaman,
zavallı annem,padişahın benim için çıkardığı idam fermanını bildiğinden,adamın
yalnız olduğunu anlar anlamaz,idam edildiğime hükmetmiş ve bu üzüntüsü
bir felçle sonuçlanmıştı... '

' Benim yıllarım mücadele ile, onun yılları keder ve üzüntü ile geçti.
Padişah ve hükümeti ile birlikte bütün düşmanların sürekli baskı ve işkencesi
altında yaşadı.Oturduğu ev,bin bir çeşit nedenlerle basılır,aranır kendisi sürekli
olarak benim için tedirgin edilirdi.Annem İstanbul'da geçirdiği son üç buçuk
yılın bütün gece ve gündüzlerini gözyaşları içinde geçirdi.
İşte bu sürekli gözyaşları, ona gözlerini kaybettirmiştir.
Çok kısa bir süre önce onu İstanbul'dan yanıma aldırabilirdim.
Ana oğul kavuşmuştuk...Ama madde olarak ölüydü,sadece mana olarak yaşıyordu... '

' Annemi kaybettiğim için, kuşkusuz çok üzgünüm.Ancak büyük bir avuntum var:
En büyük anamız vatanı batıran ve yokluğa sürükleyen yönetim,bir daha
hortlamamak üzere,yokluk çukuruna gömülmüştür.Annem,sonsuza kadar
bu toprağın altında yatacak,Ulusal Egemenlik de sonsuza kadar bu toprağın
üstünde bayrak olup dalgalanacaktır.İşte beni avutan en büyük güç budur...
Evet,Ulusal Egemenlik, bu toprakların üstünde sonsuza kdar sürecektir...
Annemin mezarı üzerinde ve Allah'ın huzurunda yemin ediyorum:
Bu kadar kan dökerek milletin kazandığı Ulusal Egemenliği korumak ve savunmak
için gerekirse anamın yanına uzanmaktan asla göz kırpmayacağım...
Ulusal Egemenlik için CANIMI VERMEK,BENİM VİCDAN VE NAMUS BORCUM
OLSUN!.. '


Dinleyenlerin gözlerinden ip gibi yaşlar akıyordu...Gazi Paşa da yanağından yuvarlanan
yaşları saklamadan konuşmasını bitirmişti.

KAYNAKÇA : Atatürk'ün başyaveri Salih Bozok anlatıyor...Latife ve Fikriye İki Aşk Arasında ATATÜRK

Yazarı : İsmet Bozdağ


Dinlemekten zevk alırım -

Dinlemekten zevk alırım

Neşeli bulunduğu bir zamanı seçerek:
- Paşam... demiştim, şu danıştıklarının içinde bazen öyleleri var ki, şaşırıyorum. Bunların mütalalarına nasıl olsa sonunda iştirak etmeyeceksin. Kararını önceden vermiş olduğun da malum... O halde, ne diye onları birer birer çağırıp karşında söyletirsin ?
Atatürk, yüzüme alaycı bir eda ile bakıp şu cevabı vermişti :
- bazen hiç umulmadık adamdan ben çok şeyler öğrenmişimdir; hiçbir kanaati hakir (değersiz) görmemek lazımdır. Neticede, kendi fikrimi bile edecek olsam, herkesi ayrı ayrı dinlemekten zevk alırım.

OLAYLAR VE ATATÜRK, ANKARA, T. S. K. MEHMETÇİK VAKFI
YAYINI, GN. KUR. BASIMEVİ, 1984




Get This? Newsflash Scroller PRO for Mambo 4.5.1, © 2004 webraydian.com
Ziyaretçiler: 63500386